7 Şubat 2010 Pazar

Önsöz: Katil

Koşuyor, koşuyor…
Issız gecede yolunu şaşırmış bir kişi daha var önünde şimdi. Kendinden geçerken koparacağı bir gül, bir hayat daha. Ama o bunu yapmalı, bir cesetten fazlası olmak için, tekrar toprağa dönmemek için, bir gece daha rüya görebilmek için…
Kurbanının hızlı solukları onu kendinden geçiriyor adeta, düşünmesini engelliyor; Şimdi o avcı, o Azrail, o ölüm… Yaşam tehlikeli bir oyundur; Zayıflar ölür, tek güçlü yaşar... O zayıf değil… Birkaç saniye içinde ‘zayıf olanın’ solukları kesilince kendisini bir defa daha karanlık geceden kurtaracağını biliyor ve hızlanıyor.
Ve elini uzatıp saçlarından tutuyor onu. Yere düşerken duyduğu çığlık içindeki vahşi arzuyu körüklüyor. Yerde debelenen kişinin birazdan sona erişeceğini bilerek gülüyor acımasızca ve aradığı şeyin ne olduğunu düşünüyor birden. Kulak verince sessiz geceye duyuyor yükselen ritmi… Ellerini hızlıca çarpan o şeyin bulunduğu yere koyuyor hiç düşünmeden, parmaklarını bastırıyor, kurban çığlık çığlığa debelendikçe vuruşların sesi hızlanıyor…
Elleri insanın vücudunu delip geçiyor ve sıcak kanın dışarıya akışını seyrediyor. Parçalıyor alması gereken şeye ulaşmak için bütün bölgeyi, elleri değiyor sıcaklığa, dışarı çıkartıyor, taparcasına başının üstünde kaldırıyor ve sevgiliye sarılırcasına kollarının arasına alıyor. Kalbi öpüyor ve dudaklarına bulaşan topraklı kanı temizliyor diliyle. Kokuyu içine çekince kendine geliyor biraz…

Zavallı kurbanına bakıyor, sonra da kalbe… Buna değdiğini düşünürken kızdan uzaklaşıyor ve ona hayatını tekrar verecek olan, yeni bir günü görmesini sağlayacak olan şeyi sıkı sıkı tutarak koşuyor. Bahtsız kişinin ruhunun kendine aktığını hissederken ve lanetini tekrar anımsarken birinin yaşamını daha söndürse de güneş ışıklarının tekrar tepede parladığını görebildiği için şükrediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder